“Doğu Türkistan” ile alakalı son dönemlerde yapılan
tartışmalar ilginç bir etik sorunu daha görünür kıldı. İsmine ne denirse
denilsin (zulüm, işkence, katliam, baskı vb.) bazı Doğu Türkistanlıların
yaşadığı bazı sorunlar var. İnsanlar haklı olarak buna tepki gösteriyorlar. Bu
tepkilerin nasıl olması gerektiği ile ilgili ciddi kafa karışıklığı olduğu da
muhakkak. Bunun en iyi göstergesi de bu tepkilere yöneltilen eleştirilerde
görülebilir.
Tepkilerin abartıldığı, amacının dışına çıktığı, Doğu
Türkistanlılara ve hatta Türkiye’ye zarar verdiği, Çinlilere karşı (hatta tüm çekik
gözlülere yönelik) bir ırkçılığa dönüştüğü eleştirileri önce örtük şekilde
kısık sesle, zamanla da oldukça güçlü seslerle dile getirildi.
İlk tepkilerin bilinçsiz olması, yalan yanlış şeylerle iç içe
olması ve bu yanlışların/yalanların birileri tarafından ifşa edilmesi ilginç
bir tehlikeyi de barındırıyor. Gerçekten de zulüm, işkence, katliam, baskı
varsa bunlara verilen tepkinin yalan/yanlış kaynaklara/bilgilere
dayandırılmasının ortaya çıkması, meseleyi önemsizleştirebilir ya da görünmez
kılabilir. Eğer bu sorun önemsizleşirse/görünmez kılınırsa bunun sorumluları
gerçeği yansıtmayan fotoğrafları, haberleri paylaşan her bir birey olacaktır.
Türkiye yakın dönemde Gezi Olayları ile ilgili de böyle bir
sorun yaşamıştı. Geziciler ve Gezikarşıtları benzer yalan/yanlış haberlerle
saflarını sıkı tutmayı hedeflemişlerdi. Tek taraflı beslenen gruplar kendi
gruplarının yaydığı gerçekleri! ve rakibin yalan/yanlış paylaşımlarını tek
görebilmişti. Sonuçta konuşmayı dahi mümkün kılmayacak karşıt hakikatlere!
sahip iki grup Gezi gibi çok önemli bir toplumsal olayı kendi mahallesine özgü
kılmıştı. Gezi sanılanın aksine her iki grup için de (sadece kendi ezberlerini
tekrarlamaktan ibaret olduğu için) bir tabudur.
Doğu Türkistan meselesinde de bir “tabu” oluşmamalı.
Yalan/yanlış haberler asıl meselenin üstünü örtmemeli ve varsa zulüm, işkence,
katliam ya da baskı bu durum hakkıyla ortaya çıkarılıp daha rasyonel tepkiler
verilmelidir.
Olaylar bize şunu gösterdi ki tepki verdiğimiz konu hakkında
yeterince bilgimiz yok. Sağlıklı tepki vermek için dikkatimi çeken hususları şu
şekilde sıralamak istiyorum:
1-Doğu Türkistan'ı ve Doğu Türkistanlıları yeterince
tanımıyoruz. Nasıl göründüklerini ve kültürleri bilmiyoruz. İşletmecisi Türk
olan, Aşçısı Doğu Türkistanlı olan Çin lokantasının taşlanması bunu gösteriyor.
Aslında Afrika’da Afrikalıların açtığı ve çalıştırdığı bir dönerci dükkanına, Türkiyeyi
protesto etmek için saldırmak gibi bir trajikomik durumdan söz ediyoruz.
2-Doğu Türkistanlıları takip etmiyoruz. Bu konu ile ilgili
onların nasıl tepki verdiklerini, meseleleri nasıl değerlendirdiklerini görmemiz
lazım. Onların talepleri doğrultusunda onları desteklemeliyiz. Bu da iletişim
yollarının açıklığı ile ilgili. Bu yolların açık olmaması (eğer Çin’den
kaynaklanıyorsa) bu da bir eleştiri/tepki konusudur.
3-Çin’i yeterince tanımıyoruz. “Çin kaynaklarını takip
edecek Çin uzmanlarımız yeterli mi?” Televizyonların, gazetelerin verdiği
haberler Çin kaynakları değerlendirilmeden mi veriliyor? Çin’in yönetim yapısı
nasıl? Uygurların özerkliği ne anlam ifade ediyor? Tek çocuk politikası Uygurların
yaşadığı yerlerde de uygulanıyor mu? Çin
gerçekten Komünist mi? Her çekik gözlü Çinli mi? Gibi sorular dünya devi olan
Çin’le ilgili ilginç ancak cevabı çoğumuz için fulü sorular gibi görülüyor. Çin
çok kozmopolit bir ülke çok fazla etnik ve dinsel grup var. Han Ulusu en büyük
grubu oluşturuyor. Han Ulusu ile aynı etnik ve dilsel yapıya sahip olan Huiler de
Müslüman. Başka Müslüman Çin-Türk-Moğol-İrani etnik gruplar da var. Çin
devletinin diğer Müslüman gruplarla nasıl ilişkileri olduğunu da bilmek
gerekiyor ki sağlıklı bir değerlendirme yapalım.
4-Çoğu zaman tepkilerimiz ırkçı tepkiler olarak su yüzüne
çıkıyor. Çin hükumetinin politikalarının Çinlilerin hepsini bağlayıp
bağlamayacağı konusu üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Irkçı söylemleri sadece bu konuda değil her konuda mahkum etmeliyiz.
5-Doğu Türkistan'a sahip çıkmanın ne kadar samimi duygularla
yapıldığı da önemli. İç politika malzemesi yapılıp yapılmadığı üzerinde de
düşünülmelidir. Konunu farklı milliyetçilik türlerinin çekişme alanı ile ilgili olduğu da unutulmamalıdır. Burada da bir tehlike beliriyor ki bu milliyetçilik
tarzlarına olan eleştirilerimiz meseleyi görünmez kılmamalı. Aksi takdirde
Çinli diye Uygur Türküne tepki gösterenlerle aynı konumda oluruz.
6-Bazen hiç sevmediğimiz gruplar ya da kişiler gerçekten baskı
gören bazı kişileri/grupları savunuyor olabilirler. Bu durumda baskı gören
insanlara karşı tavrımız olumsuz olmamalıdır. Mazlumları zalimler savunuyormuş
gibi görünüyorlar diye mazlumun yanında durmaktan geri durmamalıyız.
7-Doğu Türkistan konusunda hassasiyet gösteren insanların
samimi duyguları etkilerini de arttıracak ve daha anlamlı tepkiler ortaya çıkaracaktır.
Bu konuda atılacak en anlamlı adım da baskılara maruz kalan insanlar arasında
ayrım yapmadan herkesin yanında durabilmektir. Hangi etnik ve dinsel yapıdan
olursa olsun tüm baskı altındaki halklara karşı duyarlı olmak hem mazlum hem de
zalim konusunda "benden olanla benden olmayan" ayrımına gitmemek yararlı
olacaktır. Özellikle acıları yarıştırmamak çok önemli. Türkiye kamuoyunu bölecek (diğer etnik ve dinsel toplulukların dışlanmasını, ayrımcılığa uğramasını meşrulaştıracak söylemler üzerinden) karşılaştırmalardan da kaçınmak gerekiyor. Her dışlama, her baskı sorunludur.
Sonuçta bazı sorunların olduğu konusunda herkesin hemfikir
olduğu bir konudan söz ediyoruz. Ancak bu sorunların ne olduğu ve mahiyeti
konusunda tartışmalar yürütülüyor. Özellikle sosyal medyadaki manipülasyonlar
konuyu önemsizleştiriyor ve görünmez kılıyor. Oysaki sorunların ne olduğunu
bilmeye ihtiyacımız var. Sosyal medyadan çıkan bu sorunu çözmek için de “paylaşım
ahlakına” dikkat etmeliyiz. Bunun için de sevmediğimiz hakkında verilen her
kötü haber ile sevdiğimiz hakkında verilen her iyi haber doğrudur alışkanlığımızdan
vaz geçmeliyiz.