16 Kasım 2015 Pazartesi

“NERELİSİN, KİMLERDENSİN, HANGİ DERNEĞİN ÜYESİSİN?”

“HEM” öntakısı Türkçe’ye Farsça’dan geçmiştir ve bir ortak noktaya/aynılığa işaret etmek için kullanılır. Örneğin “hemhal” aynı hali paylaşmak, “hemzemin” aynı zeminde olmak, “hemfikir” aynı fikri savunmak anlamına gelir.
Tıpkı bunun gibi ortaklık/aynılık vurgusu gelinen şehre yapıldığında karşımıza “hemşeri” kelimesi çıkar. Hemşeri ilk izlenim olarak “aynı kentten/vilayetten olmak” gibi ise de aslında bu anlamı iki açıdan aşar.
-İlki, buradaki “şehir” daha çok “memleket” anlamına gelir ki bu kelimenin Farsça  (şahr) karşılıklarından biri de budur ve memleket de bulunulan yere göre şehirden/vilayetten daha geniş ya da daha dar olabilecek farklılıklar gösterir. Bu yönü ile kavram, daha çok mekânla ilişkilidir.
-İkincisi, hemşerilik kavramı kullanıldığında ilk anlamı her ne kadar mekânla ilişkili ise de bununla sınırlı değildir; zaman zaman etnik, dinsel, mezhepsel göndermeleri de içerir. Dolayısıyla bazen aynı köylü olmak, bazen aynı ilçeli, aynı vilayetli, aynı bölgeli olmak bazen de etnik ya da dinsel bağlar hemşerilik bağını daha fazla belirleyebilir.
Bu özellikle nerede olunduğuna ve bu yere nereden gelindiğine ya da hemşerilik bağının kimlere karşı (kimlerin yanında) dile getirildiğine bağlıdır.
Kiminle hemşeri olunduğu, “nerelisin” sorusuna verilen cevapla doğrudan ilişkilidir. Aynı köyden olan iki kişi, komşu köyde kendilerini “köylüm” olarak tarif etmeye başlarlar ve bu onların komşu köyde hemşeri olduğu anlamına gelir.
Aynı ilçenin farklı iki köyünden olan iki kişi başka bir ilçede, aynı ilin farklı ilçelerinden olan iki kişi başka bir ilde, aynı bölgenin farklı iki ilinden olan iki kişi de farklı bölgelerde kendilerini hemşeri olarak görebilirler.
Hatta Kafkasya’nın geniş coğrafyasının farklı bölgelerinden/ülkelerinden olanlar da başka bir coğrafyada hemşerilik ilişkileri kurabilirler.
Amerika Birleşik Devletleri’nde kendini gurbette hisseden Türkler, Yunanlılarla Egeli olmak, Ermenilerle Anadolulu olmak, İtalyanlarla Akdenizli olmak, Pakistanlılarla Müslüman olmak ortak paydasıyla bir hemşerilik duygusu geliştirebilirler.
Hemen şunu da söyleyelim ki hemşerilik, verdiğimiz örneklerden de anlaşılabileceği üzere, sadece Türkiyelilere özgü değildir. Farklı yoğunluklarda da olsa “aynı yöreden olmak” duygusu hemen hemen dünyanın her yerinde bir dayanışma duygusu ortaya çıkarabilir.
GÖÇ OLGUSU İLE DOĞRUDAN İLİŞKİLİ
Devamı için... 

8 Kasım 2015 Pazar

Bir Haydar Ekinek Resmi'nin Düşündürdükleri: Aynı Karede Olmak…


Aynı kareye girmekle diyalog başlar. Tüm barış görüşmeleri aynı karede olmakla mümkündür. Aynı karede olmayı reddedenler, barışı istemediklerini ya da en azından barışı ertelediklerini bilirler. Bu gerçekliği kavrayan Ressam Haydar Ekinek, birçok savaşın tüm acımasızlığı ile sürdüğü ve savaş şeytanlarının kuluçkada yeni savaşlara gün doldurmak için beklediği dünyamızda, çoğu savaşın din gerekçeli olduğunu da düşünerek aynı karede dört ilahi kitabı resmetmektedir. Savaşın merkezi olan Ortadoğu’da, barış mesajını Tanrı buyruğu olarak yayan bu dört kitabın, aynı kerede olmasının zamanlaması ressam kadar hepimiz için de manidar…

Modern zamanlar kareleri arttırdı. Bu karelerin içine daha çok ulusal soslu “teklikleri” yerleştirdi. Ulusalın “tek” ile ilişkisi çok sıkı idi ancak bu tek “tek Tanrı”yı merkeze alan dört ilahi kitabın barış mesajının çok uzağındaydı. Aynı karede farklılıkları görmek ancak ulusallık öncesi kurulmuş Hatay gibi bazı kentlerin eskiden kalmış mahalleleri fotoğraflanırken objektiflere takılan Cami, Kilise ve Havra yanyanalığında olabilirdi. Artan karelerin içine daha çok farklılık yerleştirmek evrenselin peşine düşen her sanatçı için bir görevdir. Ekinek, bu görev için kolları sıvamış ve bu resmi ortaya çıkararak bu görevi hakkıyla yerine getirmiştir.

Savaş yaşayan Dünyamızın her bölgesi ve son günlerde ülkemizin farklılıklarını aynı karede göstermeye çok ihtiyacımız var. Ekinek’in resmettiği bu barış ortamının dünyaya yayılması dileğiyle…